Reklam
Tarih : 2026-10-06 15:26:23

Erdoğan: Türkiye, dünyanın en geniş yükseköğretim ailelerinden birine sahip

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşması şu şekilde:

''Yeni akademik yılın yükseköğretim camiamız başta olmak üzere ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Öğrencilerimizin yeni bilgi ve tecrübeler edineceği, hocalarımızın yeni yayın ve araştırma faaliyetleri ile temayüz edeceği bir akademik yıl olmasını temenni ediyorum. Üniversitelerimizin başarılarına inşallah yenilerini ekleyeceğiz. Verimli bir akademik yıl geçirmenizi yürekten diliyorum.

Aynı şekilde, birazdan Yükseköğretim Kurulu 2026 Üstün Başarı Ödülleri'ni tevdi edeceğimiz bilim insanlarımızı ve üniversitelerimizi şimdiden kutluyor, jüri üyelerimize teşekkür ediyoruz.

Tabii sözlerimin hemen başında şunu da ifade etmek istiyorum. Az önce Harran Üniversitemizin Çok Sesli Topluluğu, “Fırat'ın Öbür Yakasında Unuttuklarımız” isimli bir dinleti icra ettiler. Yaşam ve eğitim hakkı ellerinden alınan Gazzeli çocuklara ithaf edilen bu beste bizleri ziyadesiyle etkiledi, çok farklı bir ruh iklimine götürdü.

Bu vesileyle son üç yılda annelerini, babalarını, kardeşlerini, arkadaşlarını toprağa veren; evleri, üniversiteleri, okulları ve eğitim kurumları siyonist soykırım şebekesi tarafından yerle bir edilen, buna rağmen hayat ve haysiyet mücadelesinden, onurlu bir şekilde var olma azminden taviz vermeyen tüm Gazzeli öğrencilere, onların şahsında bölgemizin ve dünyanın dört bir yanındaki mazlum ve mağdurların tamamına ülkem ve milletim adına en güçlü dayanışma mesajlarımı iletiyorum.

Medeniyet maskesi takan barbarlar unutsalar da bizim Fırat'ın öbür yakasındaki çocukları asla unutmayacağımızı, onların daima yanlarında olacağımızı, haklı davalarını her şartta savunacağımızı bugün bir kere daha özellikle ifade etmek istiyorum.

İsrail'in devlet terörünün kurbanı olan, çoğu çocuk ve kadın 74 bin şehidimize Cenab-ı Allah'tan gani gani rahmet niyaz ediyorum.

Kıymetli hocalarım, burada bir hususun altını çizmekte fayda görüyorum. Dün Antalya'da ev sahipliğini yaptığımız 77. Uluslararası Uzay Kongresi'ndeki hitabımda da ifade ettim. Ecdadın sadece astronomi alanındaki çalışmalarına baktığımızda bile bilim tarihimizin derinliğini çok net müşahede edebiliyoruz.

Gerek bilim gerekse medeniyet müktesebatı açısından merkezinde yer aldığımız coğrafya, hakikaten sayısız hazinelerle doludur. Bağdat'tan İstanbul'a, Kahire'den Semerkant'a, Nişabur ve Buhara'dan İznik ve Bursa'ya, buradan Balkanlar'a kadar âlimlerimiz, talebelerimiz, külliyelerimiz ve medreselerimiz çok geniş bir coğrafyayı adım adım ihya etmiştir. Buralarda üretilen bilgi, bu kurumlarda yetişen talebeler eliyle dünyanın farklı ülkelerine, tabiri caizse, ihraç edilmiştir.

Bilhassa Batı'daki üniversiteler, tüzel kişilik statüleri ayrı tutulacak olursa, bizim eğitim ve öğretim metotlarımız ışığında 11. yüzyıldan itibaren tecessüs etmiştir. Yani mensubu ve mirasçısı olduğumuz medeniyet yalnızca bilgi öğretmemiş, ürettiği bilgiyi insanlığın istifadesine sunmuştur.

Bakınız, bunları hamaset olsun diye söylemiyorum. Aksine önemli olanın maziyle övünmek değil, maziden güç almak ve ilham almak olduğunu vurgulamak için söylüyorum. Bugün redd-i miras edenler unutturmaya çalışsa da bizden sonraki kuşakların bu bilinçle yetişmesini sağlamak için bunları hatırlatıyoruz.

Şurası mühimdir: Bizim zihin haritamızda bilginin odağında anlam, anlamın çekirdeğinde ise hakikat vardır. Bilimin hakikate giden yol olarak ele alınması, bu anlayışın yansımasıdır.

Bilgi bu yönüyle derinleşmek, tefekkür etmek, hakikate yaklaşabilmek noktasında inanç ve düşünce dünyamıza yön veren en önemli şahsiyetlerden İmam Gazali'ye atfedilen şu söz, bu yaklaşımın en veciz ifadelerinden biridir: “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inemeyen, cevizin hepsini kabuk zanneder.”

Asırlara sari anlam arayışımızın en temel gayesi, bilginin özüne nüfuz edebilmek, bilgiyi idrak ile buluşturup manayı fehmetmektir. İlmi âlemin baş tacı eden ecdat da işte bu kavrayışla hareket etmiş, ilmi faaliyetleri en titiz şekilde himaye etmeye özen göstermiştir.

Değerli hocalarım, sevgili öğrenciler;

Geçmişte üniversitelerin öncelikli amacı eldeki bilginin aktarılmasıydı. 19. asırdan itibaren mevcut bilginin öğretilmesine ilave olarak araştırma faaliyetleri de ağırlık kazanmaya başladı. Yani üniversiteler bilginin sadece öğretildiği değil, aynı zamanda üretildiği araştırma kurumları haline geldi.

Devam eden süreçte ise “üçüncü misyon” olarak adlandırılan ekonomik ve toplumsal katkı da eklendi. Kısacası bugünün üniversiteleri, var olan bilgiyi öğrencilere aktaran, araştırma faaliyetleriyle yeni bilgilere ulaşan, ulaştığı bu bilgileri de toplumla paylaşıp meselelerin çözümüne katkı sunan kurumlardır.

Bizim de üniversitelerimizden beklentimiz tam olarak bunlardır. Ancak bilhassa yapay zeka teknolojisindeki baş döndürücü gelişmeler, üniversitelerimiz için bazı alanlarda sınayıcı bir hal almıştır.

Her şeyden önce bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolaylaşmıştır. Kaynak ve bilgiye yapay zeka modelleri üzerinden ulaşmak, araştırma sürecinde sarf edilen emeği de büyük oranda devre dışı bırakmıştır.

Şu gerçeği en iyi sizler biliyorsunuz. Bilgiyi karşılaştırmalı olarak ele almanın, onu sorgulamanın, diğer kaynaklar üzerinden rasyonel bir değerlendirmeye tabi tutmanın önemi giderek azalıyor. Kaynağa giden yollar kısalırken araştırma sürecinde sarf edilen eforun kıymeti, bereketi ve getirisi de maalesef unutuluyor.

Oysa akademide yolda olmak, kimi zaman menzile ulaşmaktan daha faydalı olur.

Resmin parçalarını birleştirdiğimizde şu tabloyla karşılaşıyoruz: Tıpkı karanlık fabrikalarda gördüğümüz gibi akademik süreçlerde de insan faktörü artık giderek azalıyor. Üstelik yapay zekanın sunduğu bilgilerin sıhhati ve kaynakların güvenilirliği çoğu zaman sorgulanıyor.

Burada dikkat etmemiz gereken en hayati nokta şurasıdır: Öğrenci ile akademisyen arasındaki bağ sadece bilgi aktarımından ibaret değildir. Hoca, öğrencisiyle tecrübesini paylaşır, ona bilimsel bir kültür aşılar, onun neyi ne kadar öğrendiğini, nerelerde zorlandığını ölçer, gerektiğinde onu yeni kaynaklara ve yeni araştırmalara sevk eder.

Şayet burada aktör insan olmazsa aktarılan bilgi de sağlıklı ve kalıcı olmaz. Zira araştırmaya dayanmayan, hiçbir çaba harcanmadan edinilen bilgi, suya yazılan yazı misali anında silinir, kaybolur, unutulur.

Üniversitelerimizin özellikle yapay zeka ve yeni teknolojiler bağlamında öğretim usul ve esasları parantezinde bu sorunlara etraflıca kafa yormaları gerektiğine inanıyorum.

Kıymetli hocalarım, sevgili öğrenciler;

Devlet olarak eğitime yaptığımız her yatırımı esasında insana ve geleceğimize yapılmış bir yatırım olarak görüyoruz. Son 24 yılda, münhasıran yükseköğretim alanında devrim niteliğinde adımlar attık.

Göreve geldiğimizde 76 olan üniversite sayımızı 208'e, yurt sayımızı 190'dan 877'ye, yatak kapasitemizi ise 182 bin'den 1 milyona çıkardık. Bunu art niyetli yaklaşımlarla ele almakta ısrar edenler olsa da biz yükseköğretime erişim ve fırsat eşitliği açısından bu kazanımı son derece kıymetli buluyoruz.

Batı'da çoğu üniversite ciddi ücretler karşılığında eğitim verirken, dahası öğrenciler ödemesi uzun yıllar süren ağır bir borç yüküyle meslek hayatına başlamak zorunda kalırken ülkemizde çok farklı bir manzara var. Biz son derece nitelikli bir yükseköğretim sürecini Anadolu'nun dört bir yanına ulaştırdık.

Hangi gelir grubundan olursa olsun bu ülkenin evlatları bulundukları şehirlerde eğitim alabilsin diye devletimizin imkanlarını seferber ettik. Zenginin çocuğu okurken fakirin çocuğu yükseköğretim imkanından yoksun kalmasın, hayallerini ertelemek mecburiyetinde kalmasın, hayata beş sıfır geriden başlamasın istedik.

Bunun için üniversite harçlarını kaldırdık, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde verdiğimiz burs miktarlarını artırdık. Yükseköğretim kurumlarımızın ve yurtlarımızın altyapılarını yeniledik, fiziksel şartlarını iyileştirdik, dijital imkanlarını güçlendirdik.

Aylık sadece 1600 TL'ye üniversite öğrencilerimizin barınma ihtiyacını karşılıyor, iki öğün yemeği ücretsiz olarak kendilerine ikram ediyoruz.

Kimse kusura bakmasın ama şunu da açık açık söylemek durumundayım: Şimdi birileri zaman zaman çıkıyor, son derece indirgemeci bir anlayışla bizim her şehrimize üniversite açmamızı, üniversitelerimizin kapılarını uluslararası öğrencilere açmamızı eleştiriyor.

Halbuki üniversitelerin yaygınlaşmasına karşı çıkmak, eğitimde fırsat eşitliğine karşı çıkmaktır. Türkiye gibi farklı toplum katmanları arasındaki geçişte eğitimin halen belirleyici olduğu ülkelerde “İşçisin sen, işçi kal” demektir.

Aynı şekilde Türk üniversitelerinin yurt dışına açılmasından rahatsızlık duyuluyorsa ülkemizin yumuşak gücünün artmasını istemiyor demektir. Amerika ve İngiltere dahil gelişmiş ülkeler misafir öğrencilerden her yıl on milyonlarca dolar kazanıyor, bunu kültür, ticaret ve bilim politikalarının bir aracı haline getiriyorlarsa buradan sorgulanması gereken Türkiye'nin bu alanda attığı müspet adımlar değil, neden daha proaktif davranmadığı, neden daha fazla nitelikli misafir öğrenci çekmediğidir.

Eksikler olabilir, düzeltilmesi gereken hatalar olabilir, hatta bazı imkanların suistimal edildiği örnekler de olabilir. Fakat bunların hiçbiri 81 ilimize üniversite açma politikamızı toptancı bir anlayışla hedef almanın haklı sebebi olamaz.

Yanlış varsa düzeltilir, noksan varsa tamamlanır, hata yapan, kendisine verilen imkanları kullanan varsa bunların da hesabı sorulur. Sistemi iyileştirecek, sistemi etkin hale getirecek her türlü yapıcı eleştiriye açığız. Ama ellerinde sadece çekiç olanların her sorunu çivi olarak görmelerine de sonuna kadar karşıyız.

Aynı şekilde uzun yıllar çalışma ve okuma hakları gasp edilen kadınların akademide hak ettikleri yerlere gelmesini de çok önemsiyoruz. Bu anlamda üniversitelerimizdeki kadın akademisyenlerin oranının yüzde 47,17'ye ulaşmış olmasından büyük bir memnuniyet duydum.

30 Temmuz'da Meclis'ten geçirdiğimiz kanunla çeşitli sebeplerden ötürü eğitim hayatı yarım kalan gençlerimize üniversite kapılarını yeniden açtık. Burada tek tek saymaya vaktimizin elvermediği ideal düzenlemeyle yükseköğretim sistemimizi daha güçlü hale getirmek için çok sayıda adım attık. İnşallah aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.

Misafirlerimiz, 3 milyon öğrencimiz, 208 üniversitemiz ve 190 bin akademik personelimizle dünyanın en geniş yükseköğretim ailesine sahip ülkelerden biriyiz.

Bağımsız kuruluşların sıralamalarına baktığımızda makale ve derleme türündeki yayınların sayısında 213 ülke arasında 15. sıradayız. Özellikle araştırma üniversitelerimizin nitelikli yayın oranı yüzde 79 ile OECD ortalamasını yakalamış durumda.

Uluslararası sıralamalardaki konumumuz da aldığımız mesafeyi gösteriyor. Küresel 2026 yılında, ikisi ilk 300 içinde olmak üzere toplam altı üniversitemiz ilk 500'e girdi. Orta vadede en az iki üniversitemizin dünyanın ilk 100 üniversitesi arasına girmesini hedefliyoruz.

Başarılarda emeği geçen hocalarımızı bugün bir kez daha tebrik ediyor, başarılarının artarak devamını diliyorum.

Şunu da belirtmek isterim ki bu rakamlar kuşkusuz önemlidir ama bizim nazarımızda yeterli değildir. Kariyer hesabının, bilginin, araştırmanın, insanlığın ortak hazinesine özgün katkılarda bulunma şevkinin önüne geçmesine izin veremeyiz.

Hocalarımızdan biz aynı zamanda çağa anlam verecek fikirler, kavramlar, modeller, sistemler ve teknik yenilikler de geliştirmelerini bekliyoruz. Akademinin asli misyonu, birbirini tekrar eden, sadece atıf ve alıntılardan oluşan çalışmalar yerine yeni tezler, yeni argümanlar, sınanmayı bekleyen yeni fikirler ortaya koymaktır.

Bir diğer husus ise şudur: Özellikle bu dönemde üniversitelerimizin üçüncü misyonlarına daha fazla yoğunlaşmalarını, yani ekonomiye ve topluma yaptıkları katkıları artırmalarını arzu ediyoruz.

Şu anda kalıcı ve sürdürülebilir çözümler geliştirmemiz gereken meseleler var. Bunların başında reel sektörün ihtiyaçları, mesleki eğitim sisteminin ülke geneline yaygınlaştırılması ve istihdamda niteliksiz işlerimizin sayısını en aza indirmemiz geliyor. Bunu başardığımızda eğitimlerini tamamlayan gençlerimizin üretim ve istihdamda daha fazla yer almasını sağlayacak, Türkiye için çok büyük bir potansiyeli harekete geçirmiş olacağız.

2018'de başlayan Organize Sanayi Bölgesi Meslek Yüksekokulları Projesi'nde yüzde 90'a varan istihdam oranlarıyla verimli neticeler aldık. Yedi ilimizde pilot uygulama olarak başlattığımız İşletmede Mesleki Eğitim modeli ile bu hamleyi şimdi bir adım daha ileri taşıyoruz.

İlk etapta İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli, Konya ve Gaziantep illerimizde 185 mesleki ön lisans programında öğrenim gören 20 bin öğrenci ile bu süreci başlatacağız.

Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğümüzün hayata geçirdiği Kariyer Planlama Platformu'nun da bu minvalde önemli bir ihtiyacı gidereceğine inanıyorum.

Bu düşüncelerle 2026-2027 akademik yılının bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum. Ödül sahiplerimizi canıgönülden tebrik ediyor, tekrar görüşme temennisiyle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla.''

  Hibya Haber Ajansı

© Copyright 2026 Galata Haber Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.